Sağlık, Sağlıklı Yaşam, Cinsel Sağlık

Site 1. rengi

Site 2. rengi

Topbar rengi

Menü ikon

Menü hover

Menü arama

Footer rengi

Tasarım

Hareketsizliğin Vücutsal Tesirleri

Hareketsizliğin Vücutsal Tesirleri

Hareketsizliğin insan organizması üzerinde negatif tesirler alana getirdiği, çok daha önceki yarıyıllardan beri öğrenilmektedir. Beden hareketliliğini eksilten bir hastalık, yaralanma veya belli bir neden olmadan insanların sedanter yaşam stilini seçmeleri neticesinde, organizmanın pek çok işlevinde gerilemeler ortaya çıkmaktadır. 1960 lı senelerde başlayan uzay doktorluğu çalışmaları çerçevesinde, uzun süreli uzay yolculukları sırasında insanların karşılaşacakları yerçekimsiz ve hareketsiz yaşam şartlarında organizmada oluşan farklılıklar ayrıntılı olarak araştırılmıştır. Bu çalışmaların paralelinde, tüm dünyada hareket azlığının kardiovasküler tehlike etmenlerinden biri olarak kabul edilmesiyle beraber mevzuya alaka çoğalmış ve çalışmalar hızlandırılmıştır.

Hareketsizliğin negatif istikametteki tesirleri başlıca 4 grup insan üzerinde araştırılmıştır:

1.Hastalık ya da yaralanma neticeyi uzun müddet yatak istirahati yapan bireyler,

2.Çeşitli paralitik felç gidişatlar sebebiyle nöromüsküler asap-adale mesajımı etkinliği ehemmiyetli miktarda kısıtlanan hastalar,

3.Yerçekimi tesirini eksilten, bitkiurma, uyuma gibi farklı pozisyonlarda uzun müddet kalan bireyler,

4.Uzay yolculuklarında ve uzun süreli su altı çalışmalarında yer çekimsiz etrafta bulunanlar.

Sayılan bu inaktivite tiplerinin her biri, kısa müddet içinde, saklı fizyolojik farklılıklara yol açabilmektedir.

Ortostatizm gibi besbelli muayenehane tablolar 5-7 gün içinde ortaya çıkabildikleri halde, ankiloz veya böbrek taşı gibi karmaşıklıklar, ancak bir kaç ay sonra görülebilirler.

Hareketsizliğin mekanizmasının daha iyi anlaşılabilmesi emeliyle, fizik kapasiteyle alakalı bazı kavramları andırdırmakta bereket var:

1.Fonksiyonel kapasite : Zorlu bir gayret sırasında varılan maksimum metabolik bedeli ifade eder.

2.Fizyolojik maksimum pbitkiansiyel : Aynı bireyin sistemli bir antreman programından sonra varabildiği maksimum metabolik değerdir.

3.Fonksiyonel rezerv : Fonksiyonel kapasite ile fizyolojik maksimum pbitkiansiyonel arasındaki farktır.

Hareketin daha da eksilmesi, misalin kesin yatak istirahati halinde, fonksiyonel kapasite iyice eksilir. Daha sonraki yarıyılda bu vaziyetteki bir şahsa birden bire fazla fizik etkinlik programı verilirse, fonksiyonel kapasitede iyileşme sağlanamaz. Bireyin evvelki fonksiyonel kapasitesi ve rezervi dikkate alınarak yavaş yavaş artan yoğunlukta bir egzersiz programı verilerek vaziyeti düzenlenmeye çalışılır.

Kumpaslı fizik egzersizler yapan bireyin fonksiyonel kapasiteleri, fizyolojik maksimum pbitkiansiyel seviyesine çok yakın olduğu halde sedanter bireylerde fonksiyonel kapasite düşüklüğü çok barizdir. Fonksiyonel rezerv ehemmiyetli miktarda azalmıştır.

Uzun süreli hareketsizliğin sistemler üzerindeki tesirlerini şu biçimde özetleyebiliriz Merkez Asap Sistemi Duygusal idrak etmede eksilme olması sebebiyle bazı duyu bozuklukları büyüyebilir, parestezi ve ağrı eşiğinde düşmeler görülür.

İstirahat sırasında adalelerde kasılmalar yapılmadığı taktirde, mbitkior yararlılıkta eksilmeler belirir. Özellikle felçli hastalar gidişatın çok besbelli örneğidir.

Sedanter bireylerde özerk asap sistemi oldukça balanssızdır. Düşük veya fazla etkinlik biçiminde fonksiyonel bozukluklar tespit etilebilir. Bu balanssızlık kardiovasküler sistemin çalışmasını da negatif istikamette tesirler.

Etkinlik azlığı, bireylerde anksiyete ve bunalım gibi ruhsal meselelerin büyümesine de zemin hazırlar.

– Hareket Sistemi: Hareket azlığının uzun zaman sürecinde en besbelli tesirleri hareket sistemini oluşturan elamanlardan ortaya çıkar.

En ehemmiyetli bulgular adale ve kemik dokularında görülen değişikliklerdir.

Hareket azlığıyla beraber adale eforu azalmaya başlar. Misalin hiç bir fiziksel rahatsızlığı olmayan bir bireyin bir haftalık kesin yatak istirahatinden sonra eldeki kavrama eforu % 20 oranında eksilir. Adale eforundaki bu azalmaya parelel olarak, bireyin dayanıklılığında da eksilme olur. Öbür taraftan hareketsiz adalelerde, kısa müddet içinde atrofi adale kaybı büyür. Atrofinin derecesi, hareketsizliğin vaktine bağlıdır.

Atrofi, efor kaybı ve duyarlılığın eksilmesi neticeyi, hareketlerin koordinasyonunda noksanlık ortaya çıkar. Bu gidişat hem alt, hem de üst uzuvlarda görülür ve günlük yaşamda marifet isteyen etkinliklerin yapılmasında veya atletik etkinliklerin yapılışı sırasında beceriksizlik ortaya çıkar.

– İskelet Sistemi: Hareketsizliğin en negatif tesirlerinden biri, kemik dokusunda ortaya çıkan osteoporozdur. Aşinayı gibi kemik imalinin kumpaslı olabilmesi ve kemik kitlesinin yenilenebilmesi için, tendonların bağlar sürükleme işlevi ile oluşan gerilmelere ve ayak ta durma sırasındaki yer çekimi gücüne ihtiyaç vardır. Hareket eksildiği vaziyetlerde ise kemiğin organik ve inorganik personellerindeki kayıplar neticesinde, kemik kitlesi azalmaya başlar, kemikteki kalsiyumun mobilize olmasıyla geçici bir hiperkalsemi kan kalsiyum seviyesinin çoğalışı ve yumuşak doku içinde ektopik kalsifikasyonlar kemikleşmeler büyüyebilir. Neticede kemiklerin kırılganlığı çoğalır ve kendiliğinden yada minör travmalarla kırılma ihtimali ortaya çıkar.

Kemik dokusunun yanı gizeme eklemlerde etkin ve pasif hareketlerin azlığına bağlı sertlikler büyür ve eklem hareket sarihliği azalmaya başlar. Başlangıçta geri dönüşebilir kalitede olan sertleşme, hareketsizliğin uzun sürmesi halinde kemiksel kalite kazanır ve geri dönüşümü olası olmayan eklem zararları ortaya çıkar.

– Kardiovasküler Sistem: Uzun müddet hareketsizlik neticesinde kardiovasküler sistem büyük hasar görür ve bazal şartların üzerindeki metabolik ihtiyaçları karşılayamaz vaziyete gelir.

Kardiovasküler sistemdeki gerilemenin en besbelli göstergesi, maksimum oksijen tüketiminin Max V02 azalmasıdır.

10 günlük yatak istirahatından sonra tamamen sıhhatli ve genç bireylerde bile Max V02 nin % 20 oranında, kalp atım hacminin ise % 10 oranında eksildiği gösterilmiştir. Bir kaç günlük istirahatten sonra bile, aynı şiddetteki egzersize verilen nabız cevabında çoğalma olmaktadır.

Kardiovasküler sistemle alakalı bir öbür negatif büyüme kan tazyikiyle alakalıdır. Uzun müddet istirahatlarden sonra ortostatizm denilen gidişat büyümekte ve kan tazyiki balansı bozulmakta ve birey ayağa kalktığında ani tansiyon düşüklüğü olmaktadır.

Toplar damarlar üzerindeki adalelerin pompalayıcı tesirlerinin eksilmesi neticeyi venöz yatakta birikmeler olmakta ve tromboflebit gelişebilmektedir.

Pıhtılaşma mekanizmasındaki farklılıklar, trombosit kümeleşmesindeki çoğalış, tromboflebit büyümesine takviyeci olmaktadır.

– Solunum Sistemi: Hareketsizliğe bağlı olarak solunum sistemi ile alakalı hemen tüm parametrelerde gerileme olur ve sonunda kısıtlayıcı tip solunum bozukluğu tablosu ortaya çıkar.

Sıhhatli bireylerde solunum parametrelerinde ehemmiyetli bir düşme görülmemesine rağmen istirahat vaktinin uzaması gidişatında, misalin felçli hastalarda, solunum kapasitesi ve fonksiyonel solunum kapasitesinde % 25-50 oranında eksilmeler olur. Sınırlayıcı stildeki büyümeler ve yatay pozisyonun akciğer dolaşımı üzerindeki tesiri neticeyi solunum-kanlanma oranında ehemmiyetli bozukluklar ortaya çıkar.

Ayrıca mukus arınma işlevlerdeki azalmaya bağlı olarak, solunum sisteminde mukus birikmeye başlar. Bu şartlar altında öksürük mekanizması bozulur. Karın adalelerindeki zayıflık vaziyeti daha da makûslaştırır ve kolay bir üst solunum yolu enfeksiyonunda ciddi akciğer rahatsızlıkları büyür.

– Sindirim Sistemi: Hareket azlığı, sindirim sistemindeki etkinliklerin eksilmesine yol açar. Bu eksilme, hem içeriğin ilerletilmesinde hem de salgılama işlevlerinde olur. Neticede bir taraftan iştah kaybı büyürken, öbür taraftan bağırsak hareketlerindeki eksilme sebebiyle kabızlık görülür.

– Endokrin hormonlar ve Böbrek renal Sistemler: Endokrin sistemin öbür sistemlerle karşılıklı tesirleşmesi neticeyi, ehemmiyetli metabolik ve renal farklılıklar görülür.

Vücudun uzun müddet yatay pozisyonda kalması sebebiyle hücre dışındaki akışkanlar, kılcal damar yatağının venöz toplar damar kısmına geçer ve lekeli kanın kalbe dönüşünde çoğalma olur. Netice olarak, sağ atriumun kalp kulakçığı hacim sensörlerinde bir uyarılmayla beraber antidiüretik hormonda eksilme ortaya çıkar ve idrar çıkışı çoğalır.

Hareketsizliğin tesiriyle sodyum ve kalsiyum atılımı da çoğalır.

İdrarla fazla kalsiyum atımı, üriner yolda tıkanma ve enfeksiyon etmenlerinin tesiriyle, hareketsiz bireylerde idrar yollarında taşlar oluşmaya başlar.

– Ten: Uzun süreli hareketsizlik, ten ve ten üzerindeki yaradılışları da negatif istikamette etkilenir.

Ten altındaki yağ dokusundaki incelme ve ten gerginliğinin bozulması sebebiyle tazyik yaraları büyüyebilir. Aynı beden bölgelerin aralıksız olarak tazyik altında kalmaları ve bu bölgedeki tazyikin kılcal damar tazyikin üzerine çıkması, yara yaradılışını kolaylaştıran dış etmenlerin başında gelir.

Saydığımız tüm bu negatif büyümeler, hareketsizliğe bağlı problemlerin sadece bir kısmıdır.

Hareketsizliğin uzun sürdüğü vaziyetlerde, negatif büyümelerden etkilenen doku ve sistemler durmadan çoğalır ve bir noktada yaşamı tehdit eder vaziyete gelebilir.

Kaynak : Spor Doktorluğu Kitabı

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.