Sağlık, Sağlıklı Yaşam, Cinsel Sağlık

Site 1. rengi

Site 2. rengi

Topbar rengi

Menü ikon

Menü hover

Menü arama

Footer rengi

Tasarım

Bahar,Astım Ve Alerjiyi Artırıyor

31.03.2021
61

İSTANBUL İHA – Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim azası Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, bahar mevsiminde astım ve alerjik hastalıkların daha …

İSTANBUL İHA – Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim azası Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, bahar mevsiminde astım ve alerjik hastalıkların daha çok ortaya çıktığına dikkat toplayarak, havaların ısınması, atmosfer tazyikindeki farklılıklar, havadaki nem ölçüsünde değişiklikler ve havaya karışan nebatlara ait polenlerin bunda ehemmiyetli rolü bulunduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, son araştırmalara göre, Türkiye’de ilkokul çağındaki çocuklarda astımın görülme oranının vasati yüzde 10 etrafında, yetişkinlerde ise yüzde 5 olduğunu belirtti. Metropollerde yaşamanın bu açıdan tehlike etkeni olduğunu ifade eden Prof. Küçükusta, astım hastalığının, sanayileşmenin yoğun olduğu ülkelerde ve şehirlerde çok daha fazla görüldüğünü kaydoldu.

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, astıma ve öteki alerjik hastalıklara yol açan alerjenlerin başında polenlerin çiçek tozları geldiğini vurgulayarak, havaya karışan polenlerin, alıngan insanlarda saman nezlesine ve astıma yol açabildiğini söyledi. Her polenin alerjiye yol açmadığını anımsatan Prof. Küçükusta, “Türkiye’de özellikle mera polenleri, tahıl polenleri ve yöreye göre muhtelif ağaç polenlerinin, alerjik hastalıkların ortaya çıkmasında büyük ehemmiyeti var” diye konuştu.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim azası Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, gün içerisinde polenlerin en yoğun olduğu zamanın sabahın erken saatleri olduğunu belirterek, kuru ve rüzgarlı havaların yanı gizeme polene yakın etrafların da çok ehemmiyetli olduğunu bildirdi. Polenlerin, rüzgarın tesiriyle çok uzak mesafelere, kmlerce uzaklara gidebildiklerini ifade eden Prof. Küçükusta, “Ama tabii, o kaynağa ne kadar yakınsanız, soluyacağınız polen rakamı da o kadar fazla olacaktır” dedi.

IRSİYET VE KAPALI MEKAN LEKELİLİĞİ

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, astımın ortaya çıkabilmesi için hem ırsi yatkınlık olması hem de buna etraf etmenlerinin katkıda bulunması gerektiğini de kaydolarak, “Birey, kendisini negatif etraf etmenlerinden gözeterek astımdan pekala korunabilir. Bunun başında da hava lekeliliği geliyor” diye konuştu.

Prof. Küçükusta, hastalıktan korunmak için sigara içilen etraflarda bulunmamak gerektiğini ve perhizin de çok ehemmiyetli etken olduğunu vurguladı. A ve C vitaminlerini kapsayan perhizle beslenmenin, balık etini fazla harcamanın astıma ve öteki alerjik hastalıklara karşı gözetici tesirinin olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, böyle beslenen insanlarda alerjik hastalıklara karşı bedenin kendini daha iyi korunduğunu, daha iyi gözetebildiğini belirtti.

Prof. Dr. Küçükusta, astımlılarda ve öteki alerjisi olanlarda ‘evakarları’nın çok ehemmiyetli rolünün bulunduğunu da bildirerek, “Bunlar çok ufak mahlukatlar. Daha çok sıcak, rutubetli etraflarda görülüyorlar ve özellikle de halı gibi, yatak şiltesi gibi, koltuk, çekyat gibi etraflarda yoğun olarak artma ihtimalini buluyorlar. Özellikle çocuklar, gün içinde yoğun olarak bu alerjenlerle karşılaşıyorlar ve genetik bir yatkınlığı da varsa, zamanla bu akarlara karşı onlarda bir duyarlık hali ortaya çıkıyor” dedi.
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, akarların 55-60 derecenin üzerinde yaşamadıklarını ifade ederek, “Onun için, yıkanabilen kıyafetleri akarlardan, böyle ısıtılmış sularda yıkayarak temizletmek olası. Ama bir yorganın, bir koltuğun tabii ki yıkanması olası değil. Konutun iyi havalandırılması bu bakımdan çok ehemmiyetli. Bir de bu akarları öldüren veya onların alerji alana getiren dışkılarındaki proteinleri bozan birtakım kimyevi maddeler var. Bunların uygulanmasıyla da özel gidişatlarda akarlardan olan alerjileri bir ölçü eksiltmek olası” diye konuştu.

KATKI MADDELERİ

Hazır besinlerin uzun müddet direnmesi için geliştirilen bir hayli katkı maddesinin, alıngan bireylerde yan tesirleri olabildiğini kaydolan Prof. Küçükusta, “En çok astım krizlerine yol açan maddeler bunlar. Bir de bunun yanında, besinleri renklendirmek için kullanılan muhtelif boyalar veya tat vermek için kullanılan bir cins baharatlar var. Bunların negatif tesiri olabiliyor” dedi. Prof. Küçükusta, bu nedenden, astımlı hastalara ve alerjik insanlara, olası olduğu kadar natürel biçimde hazırlanmış yiyeceklerle beslenmelerini önerdi.
Çocuklarda alerjinin ilk bulgusu olarak, özellikle burun kanı veya geçmeyen burun akıntısı şikayetlerinin çok sık görüldüğüne dikkat toplayan Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, “Hatta bunlara da çok sık yineleyen kulak enfeksiyonları olabilir, sinüs olabilir, çocuk ağır duyabilir. Mesela televizyonun sesini, müziğin sesini çok fazla açmak isteyebilir, duyma problemleri ortaya çıkabilir. Ailede bir duyarlık olduğu zaman, bu çocukta da böyle alerjik nezle veya saman nezlesi olma olasılığı yüksek. Bu bakımdan araştırılması yerinde olur” diye konuştu.

Prof. Dr. Küçükusta, çocuklarda geçmeyen ve çok uzun müddet devam eden öksürüklerin de bir cins astım formu olduğunu vurgulayarak, “Bu genellikle sıçranıyor. ‘Çocuk üşüttü, boğazı iltihaplandı’ sınıyor, hep antibiyotik veriliyor. Oysa bunların büyük çoğunluğu, gerçekten de öksürükle izleyen astım cinsi” dedi.

Astım hastasının illa da kriz geçirmesi gerekmediğini belirten Prof. Küçükusta, “Bunlarda böyle hırıltı, soluk darlığı olması gerekmiyor. Özellikle geceleri ortaya çıkan, burun problemi olan çocuklardaki öksürüklerde kesinlikle astım tanısını hesaba katmak gerekiyor” diye konuştu.

REHABİLİTASYON VE NETİCE

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim azası Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, alerjik hastalıkların rastgele bir rehabilitasyon usulüyle tamamen ortadan kaldırılmasının, yok olmasının olası olmadığını dile getirerek, “Zira bu genetik bir hastalık. Astım ve alerjik hastalıklarının oluşmasındaki genetik bozukluk da pek çok genin hakimiyeti altında. Başka Bir Deyişle tek bir gene müdahaleyle bu işin çözülmesi mevzubahisi değil. Bizim yaptığımız rehabilitasyonlar, hastalığın yinelemesini, bulguların şiddetli olmasını önlemeye müteveccih rehabilitasyonlar. Burada da muhtelif usuller var. Bunlardan bir tanesi de aşı rehabilitasyonu. Şimdiye kadar bu rehabilitasyon hep iğne biçiminde yapılırdı. Son senelerde ağızdan damla biçiminde olan biçimleri de ortaya çıkmaya başladı. Tüm bu rehabilitasyonlarda emel, bireyin bedeninin duyarlılığını o maddeye karşı eksiltmek. Filhakika hastalar iyi seçilirse, bu rehabilitasyon kumpaslı ve sabırla yapılırsa, bundan hastaların ehemmiyetli kısmı çok iyi fayda görüyorlar” dedi.

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, korunmanın alerjik hastalıklarda çok ehemmiyetli olduğuna da temas ederek, “Rehabilitasyonun en ehemmiyetli parçası, bireyin duyarlı olduğu, ona değecek etkenlerden kesinlikle ciddi biçimde korunmasını sağlamaktır” diye konuştu.
Şuurlu yapılan sporun, astım hastalığı için çok ehemmiyetli ve çok faydalı olduğunun da altını çizen Prof. Küçükusta, “Ehemmiyetli olan hastalığın gözetici rehabilitasyonunu yapmak ve ondan sonra kumpaslı bir spora geçmek. Özellikle yüzme, astımlı hastalar için en çok nasihat ettiğimiz spor. Yüzmeden astım hastaları çok büyük bereket görüyorlar. Hem genel beden sıhhati için çok faydalı hem de göğüs adalelerini geliştirdiği ve solunumu tertip ettiği için yüzme gerçekten astımlı hastalar için çok ideal, sanki rehabilitasyonun bir parçası denebilecek kadar ehemmiyetli bir spor cinsi” dedi.

GEBELERE UYARILAR
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, astım hastası yakını bulunan gebelerin de tehlikeyi eksiltmek için, daha bebek dünyaya gelmeden ihtiyatlar alması gerektiğini bildirerek, “Bunların başında, konut içi havanın pak olmasına itina göstermek geliyor. Ve özellikle de annenin sigara içmemesi çok ehemmiyetli. Solunan havanın pak olmasını sağlamak için konutun kesinlikle çok iyi havalandırılması gerekli. Konutta olası olduğu kadar, çok akar barındırabilecek civarları ortadan kaldırmak gerekli, en azından yatak odalarında. Biz, yatak odalarının her zaman halısız, kilimsiz, koltuksuz, çekyatsız olmasını heves ediyoruz ve yatakların da yün kapsamayan sentetik şeylerden yapılmış olanlarının seçim edilmesini istiyoruz. Konutta köpek, kedi ve kuş beslenmemesini öneriyoruz. Ve bir de konutun neminin yüzde 50′nin altında yakalanması çok ehemmiyetli” diye konuştu.

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.